Sessizliğin içinden yürüyen Karanlığın dibinden süzülen Bir gölge gibi şimdi ismim peşinde Sürüklenip duran bir kalp zavallı hece... Dilimde sen... Sakladığım her çekmece Üzerini çizdiğim her cümlede Sustuğum kelimeler, kustuğum cümlelerde Gidip gelen, gelip giden, söküp diken, dikip söken Zamanın ellerinde, hep sen... Üzerimde, içimde, debelendiğim bedenlerde Bulduğum kırdığım o zavallı çaresiz kalplerde Kısık kısık, delik deşik, silik silik bakan Yarı kapalı, yarı açık o yalvaran aciz gözlerde... Sövdüğüm, saydığım, gittiğim, kaldığım Yattığım, kalktığım, çıktığım, battığım Yaralandığım, yaraladığım, yakaladığım, yakalandığım Karanlıklar içinde, hep sen... Unuttuğum unutulduğum Kopardığım koparıldığım, dağıttığım dağıtıldığım Parça parça bir nar gibi saçıldığım Parçalandığım parçaladığım Her kırık kalpte, yine sen... Yazdığım yazıldığım, duvarlara kazıdığım Kayıp çocukların kalplerine karaladığım Gecelerce gündüzlerce, binlerce yıldır hep kanadığım Kanattığım her cümlede, sen... Yaktığım yandığım, küllerinden yarattığım Can alıp can verip, ömürlerce yaşattığım İnandığım... İnandırdığım... İnanıldığım... Bu aşk hep, sen... Ve sen... Önünde diz çöktüren... Bir sözle öldürüp... Bir sözle dirilten... Ah vurur beni Kurşun gibi Kalbimden Ah vurur beni Kurşun gibi Kalbimden Ah vurur beni Kurşun gibi Kalbimden Ah vurur beni Kurşun gibi Kalbimden